21/2/2008 · Kategori: Guncel Konular

DEMOKRATİK TÜRKİYE YOLUNDA BİR ADIM

Vakıflar Kanunu mecliste kabul edildi. Her ne kadar katılımın bu derece düşük olması düşündürücüyse de gündemin başörtüsü olduğu bir durumda parlamenterlerin ilgisizliği normal karşılanabilir.

Vakıflar Kanunu AB 9. Uyum Paketinin bir parçasını oluşturuyor. Aslında hükümetin 2 yılda 8 paketi geçirip yıllardır sadece 1 paketi geçirememesi hükümetin bu konuda ipe un serdiğinin göstergesidir. Lakin bugün itibariyle kanunun geçmiş olması sevindirici bir durum.

Yasaya muhalif konumda olanların en çok dile getirdiği Lozan’ın delinmesi. Lozan Cumhuriyet tarihimiz boyunca birçok kez delindi. Lakin delinme bizim tarafımızdan ve azınlıkların aleyhine şekilde.

1971 muhtırası sonrasında Heybeliada Ruhban Okulu’nun kapatılması Lozan’a aykırıydı. Türkiye Lozan’ı bu yolla çiğnedi. Çünkü azınlık okulları Lozan’ın bir parçasıdır. Fakat Türkiye bu okulunun kapatılmasıyla kendi rahibini yetiştiremiyor. Türkiye kültürüne uzak din adamı ithal ediyor.

Ayrıca yeni yasayla Vakıf enflasyonu yaşanacağı iddiası yersizdir. Açıkça ifade edildiği gibi yeni bir vakfın açılması söz konusu değildir. Aslında vakıflar Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde mülk sahibi olabiliyordu. Bu daha sonra konulan bir yasaktır.

Azınlıklar da bu ülkenin vatandaşlarıdır. Onlar da askere gitmekte, vergi vermekte ve bu ülkenin kimliğini, pasaportunu taşımaktadır. Bugün muhalefetin takındığı tavır dışlayıcı, düşmanlaştırıcıdır. Bu insanları öcü gibi görerek zaten yok olan çok kültürlülüğü tamamen sona ermesi söz konusudur.

Bu kanun AB uyum yasalarınca gündeme alınması onu zararlı yapmaz. Unutmayalım ki bu reformların amacı bu ülkenin vatandaşlarının sorunlarını çözmektir. Demokrasilerde parlamento sadece çoğunluğun problemlerinin çözüldüğü yer değildir.  Sayıca az olanların sorunlarını da çözmek meclisin görevidir.

Türban takanları öcü gören zihniyet ile azınlıkları öcü ve bölücü gören zihniyetin ortak noktaları olduğunu düşünüyorum. Her ikisi de kendi gibi olmayanı öteki görüyor. Ve kendi yaşam şeklini korumak adına başkalarının yaşam şekline, özgürlüklerine saldırıyor. Bu da onları benzer kılıyor.

Korkularla, vehimlerle, zihnimizdeki öcülerle demokrasi ve özgürlük bir arada yürümez. Önce bu ülkenin insanlarına güvenmeliyiz.  Unutmayalım ki, Türkiye Cumhuriyet laik, demokratik, sosyal hukuk devletidir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

14/2/2008 · Kategori: Guncel Konular

Türban Yasağına Hayır

Tutulur hiçbir tarafı olmayan hukuksuz ama kanunsal olan türban yasağı en kısa sürede son bulmalıdır. Bunda ülkemiz geleceği için ve Türkiye demokrasisi için bir faydadan ziyade zorunluluktur.

Devletin sosyal görevlerinden biri de insanları kendilerini geliştirebilecekleri, eğitebilecekleri ortamı hazırlamaktır. Onlara kıyafetlerinden dolayı kapı dışarı etmek değildir.

Bir devletin 18 yaşını geçmiş veya üniversiteye girerek reşitliğini göstermiş birine öcü gibi bakması ya da onu adeta suçlu gibi sistemin dışına itmeye kalkması anlamsız olduğu kadar anti – demokratiktir.

Dini sembolleri hizmet alan konumundaki vatandaşın kullanması kadar normal bir şey yoktur. Bu sadece dini sembollerle sınırlı değildir de. Birey türbanı ya da hacı moda olsun diye de takabilir. Devlet bunun sınıflandırmasını yapacak pozisyonda değildir.

Laiklik türban yasağıyla korunmaz. Aksine türban yasağı laiklik ilkesini yaralamaktadır. Çünkü devlet bir kıyafeti dini, siyasi diye nitelendirmeye çalışmaktadır. Laiklik sadece dinin devletten ayrılması değildir. Devlette dine karışmamayı öğrenmelidir.

Kılık kıyafet bir ifade şeklidir ve üniversitelerde öğrencinin kendini sözleriyle olduğu kadar giyimiyle ifade etmeye hakkı vardır. Üniversite öğrencisi olduğu gibidir. Ona üniformalar dikilemez ya da giyim şekli dayatılamaz.

Tüm bunlarla birlikte dünyayı değiştirenler zihinlerin içindekilerdir. En uç sağ ve sol ideolojilere sahip erkek öğrenciler düşünceleriyle ve görünüşleriyle (top sakal, ülkücü bıyığı)  özgürce üniversitede bulunabilirken, bayanların dışlanması açık bir ayrımcılıktır.

Türban yasağıyla kızlarımız evlerine hapsedilmekle kalmıyor. Onun geleceğine özgürce karar verme iradesi elinden alınmaktadır. Gelecekte bir zorba erkeğin egemenliğine girmesinin ihtimali düşünülürse bunun bayanlar için ne kadar acı olacağı gözükmektedir.

Ayrıca Türkiye halkı cumhuriyetine hiç olmadığı kadar inanmakta ve gözetlemektedir. 85 yıllık bu cumhuriyette ne cumhuriyetten ne de demokratik reformlardan geri dönüş söz konusu olabilir. Türkiye halkına güvenmemek seçkincilikten başka bir şey değildir.

Mahalle baskısı türban yasağı gibi saçmalıklarla değil gerekli hukuki önlemlerin alınmasıyla ve Türkiye toplumunun demokratikleşmesiyle; farklı yaşam şekillerine saygı duymasıyla sağlanabilir. Toplumun demokratikleşmesi ancak o toplumun istemesiyle ve “özgürlükler” ile sağlanabilir.

Türban yasağına son kez “hayır” demek istiyorum. İnanıyorum ki; bu yasağı bir daha konuşmayacağız ve ülkenin kökleşmiş sorunlarıyla mücadele edeceğiz.

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::