20/2/2008 · Kategori: Genel Siyaset

YÖK Kaldırılmalıdır

YÖK kuruluşundan beri bazen devletin resmi ideolojisine bazen de siyasi iktidarların sahip olduğu dünya görüşüne hizmet etmekten öteye geçmemiştir.

Darbecilerin üniversite ayağı olarak kurulmuş olan ve o günden bugüne üniversitenin sorunları hariç her türlü siyasi konuya görüşleriyle ortak olmuş YÖK birçok konuda siyasi parti gibi çalışmıştır.

YÖK darbecilere hizmet ettikten sonra görev bulmakta zorlanmamıştır.  Kemal Gürüz ile birlikte 28 Şubat’ta aktif rol oynamıştır. Hakkını verelim o günlerde birçok sivil toplum örgütünün yaptığının kat kat fazlasını tek başına yapmıştır.

AKP iktidarında ise iktidarın cumhurbaşkanından sonra en çok çatıştığı kurum olarak dikkat çekmektedir.  YÖK görüşleriyle ortamı germesiyle zamanın muhalefet partileriyle yarışmıştır.

Dün devletin resmi ideolojisine bağlılığıyla bürokrasi çevrelerinde takdir toplamış YÖK, bugün tam tersi bir durumla karşı karşıyadır. Bu sefer sorun YÖK’ün bir siyasi iktidar ve onun görüşleri gölgesinde kalma ihtimali vardır.

YÖK başkanı göreve gelmesiyle İslamiyet’i eleştirdi diye ders verilmeyen bir hocaya uygulanan yasağı kaldırınca kendisinin özgürlükler konusunda samimi olduğu düşüncesi uyandı demokrat kesimde.

Lakin gün geçtikçe YÖK başkanının ismini bazı bakanlardan duymaya başladık. Adeta dün darbecilerin, cuntacıların doğal gönüllüsü olan YÖK bugün siyasi iktidara gönüllülük yapıyor.

Tabii ki YÖK iktidarın rakibi değildir. YÖK atanmışlar kurumu, Meclis ise seçilmişlerin kurumudur. Ama bu YÖK’ün iktidara boyun eğmesini gerektirmez.

Bu son durumdan özellikle bugün ki iktidarın partizanları sevinebilir. Onlara hava hoş da gözükebilir. Ama unutmasınlar ki; onlar yolcudur bu halk da hancı. Kadrolaşma mantığı, kurumları kale görme ve ele geçirme isteği geçmişte hiçbir partiyi ömür boyu iktidar yapmamıştır.

Tüm bunlara karşın YÖK toplantısında YÖK’ün kendi sorumluluklarını kısıtlayacağı böylece üniversitelerin özerkliğinin artacağı konusunda bazı adımların atılacağı konuşuldu. YÖK’ün böyle bir şeyi yapması Türkiye demokrasisi için bir devrimdir.

Şunu da belirtmek gerekir ki; E. Teziç de göreve “YÖK’ü yok etmeye geleceğim.” Diyerek başlamıştı. Kendisi de bir zamanlar YÖK zulmünden çekmiş ve haksızlığa uğramıştı. Ama YÖK hegemonyasına dokunmadı bile.

YÖK kraliyeti artık son bulmalıdır. Sadece YÖK krallığına değil, rektör krallığına a müdahale etmek gerek.  Ayrıca üniversiteler kendi rektörlerini seçebilmeli ya da cumhurbaşkanları demokratik olgunlukla en çok oy alan rektörü atamalıdır.

Tüm bunları söylüyoruz. Çünkü üniversiteler bilim üretir.  Bu da ancak özgürlükçü bir atmosferde olur. Akademisyenlerin üzerindeki her türlü siyasi ve kurumsal baskı kalkmadıkça da bu mümkün değildir. Siyasi iktidara düşen de yeni anayasada bu YÖK sorununu kökten halletmektir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

12/2/2008 · Kategori: Genel Siyaset

Korkulardan Sıyrılmadan Olmaz

Türkiye toplumuna Cumhuriyet’in kuruluşundan beri korku pompalanıyor. Korku tüccarları gazetelerin başköşelerinden sivil toplum örgütlerine kadar yaşamımızın her alanındalar. Korkularla demokrasinin, insan haklarının önüne geçebileceklerini sanıyorlar.

Cumhuriyet’in kuruluşunda aman ülke bölünmesin diye bir etnisite yaratılmış.  Türkiye Türklerindir anlayışı kabul edilmiş. Çanakkale’den Şanlıurfa’ya kadar vatanın her köşesinde birlikte savaşmış olan Türk, Kürt, Laz halkları adeta yok sayılmış. Sırf bölünmeme korkusuna.

Daha sonra Amerikan emperyalizmi geliyor Demokrat Parti iktidarıyla. Demokrat Parti ülkeyi satıyor, Amerika’ya çalışıyor nutukları hiç eksik olmadı 1950’lerin Türkiye’sinde. Bir de anti devrimdi Demokrat Parti bazılarına göre.

Ardında komünizm korkusu sardı her tarafı. 3 tane genç ülkede rejimi değiştirecekler diye asıldı. Cadı avı gibi komünist avı yapıldı bu ülkede. Sanki komünist olmak suçlu olmak gibiydi. Gibisi fazla 141. Maddeden yargılanırdınız.

1980’lerde anarşi korkusu vardı. Darbeciler sağ olsunlar bir tane anarşist bırakmadılar. 1 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını sorguladılar, gözaltına aldılar. Bilmem kaç tanesine astılar. Onlara göre tüm sorun ülkedeki sağcı solcu anarşistlerdi. Koca devlet anarşist korkusuna kapıldı.

1990’larda terörün azmasıyla insanlar duygusallaştılar. Aman ülke bölünmesin diye Kürtçe albümler, kitaplar toplatıldı. Kürtçe albüm yapacağım diyenler linç edildi. O senelerde Kürt kelimesini ağza almak PKK üyesi sayılmak için yeterliydi.

1990’ların ortasında siyasal İslam’ın güç kazanmasıyla İran olma korkusu sardı her bir yanı. İranlaşıyorduk. Cumhuriyet kara çarşafa bürünüyordu. Fadime Şahin’lerimiz vardı. Bir siyasi parti öcü gibiydi.

2000’lerle Ak Partili yıllar başladı. Bu sefer tehlikenin şekli değişti. Artık İran olmuyorduk. Ilımlı İslam Cumhuriyet’ine dönüşüyoruz. Zaten model de belli. Malezya. Tüm bunlarla BOP’a ortak oluyor ABD’nin Ortadoğu Taşeronluğunu yapıyoruz.

Bir de türban var. Hani liselere girecek diye bazılarının tir tir titrediği.  Hani bizden olmayan, Arabistan’dan, Fransa’dan ithal edilen.  Mahalle baskısı da var tabii ki.  Türbanlı kızların başı açıklara uygulayacağı tekniklerden biri.

Sahi biz bu korkuları ne kadar daha çiğneyeceğiz.  Endişe duyalım; lakin bunu vehim noktasına vardırmayalım. Bırakalım bu korkuları bir kere olsun. Hep birlikte Cumhuriyet’in 100. Yılına koşalım.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::