2007 ve Bıraktıkları
Bir
seneyi iyisiyle, kötüsüyle geride bırakıyoruz. Hepimiz üzerinde olumlu-olumsuz
izler bıraktı 2007. 2008 arifesinde
geleceğe umutla bakarken, geçmişin muhasebesini yapmayı da unutmamalıyız. Neler
yaşandı? Hangi badireleri atlattık? Bugünlere nerelerden geldik? Bu soruları
hem kendimiz adına hem ülkemiz adına sormamız gerekir.
Ocak
ayı hüzün ayı gibiydi. Malumunuz üzerine Sayın Hrant Dink’i hunharca bir
saldırı sonucu kaybettik. Bizden birini sadece farklı düşünüyor diye
katlettiler. Bu cinayet artık bu ülkede siyasi cinayetlerin azınlıklara karşı
işleneceğinin açık belirtisiydi. Sonra 100 binler tek yürek oldular. “Hepimiz
Hrant’ız” diyerek hain plan peşindekilere meydan okudular.
Bu
cinayet ve akabinde devlet içi çeteleşmeler, bomba deposu evleri gördük. Sözde
ulusalcı çetelerin devletin her kademesine nasıl sızdıkları anlaşıldı. Adeta
mantar gibi çoğaldıklarını bir bir gördük.
Devletin en üst kademesinde bulunan belgeleri ellerinde gördüğümüzde ise
şok olduk.
Cumhurbaşkanlığı
seçimi sürecinde “Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanlığını engelleme” operasyonunu
izledik. Kendilerince başarılı olmadı da değiller. Ve Abdullah Gül’ün
cumhurbaşkanlığı adaylığı birçoklarını şaşırttı. Cumhuriyet mitinglerinde boy
gösterenler bile şaşırdılar, belki biraz da sevindiler.
Tüm
bu süreç boyunca bir 367 tartışması sürdü gitti. Ve Anayasa Mahkemesi
birçoklarına göre skandal sayılabilecek bir karar aldı. Bundan önceki 4
cumhurbaşkanı adeta yanlış seçilmişti haberimiz yokmuş. Abdullah Gül’ün
cumhurbaşkanı olması engellendi. Daha doğrusu ertelendi.
Mahkemenin
367 kararı öncesinde bir Cuma akşamı hayatımın ilk muhtırasıyla karşılaştım.
Hasan Cemal gibiydim. 2007 Türkiye’sinde bu nasıl olabilirdi. Onca reform, AB
süreci, demokratikleşme çabaları ne içindi? Türkiye nasıl bir bataklığa
sürükleniyordu adeta.
Allah’tan
bazıların umduğu olmadı. Meclisin onuru, halkın iradesi ayaklar altına
alınmadı. Hükümet muhtırayı reddederek direniş gösterdi. Bu karar artık Türkiye’nin
eskisi gibi olamayacağını gösteriyordu. Hükümetin istifa etmemesi demokrasi
tarihimizde köşe taşı olarak kalacaktır.
Seçime
gidiyorduk. Bilgi kirlenmesi yaşanıyor, her anket ayrı telden çalıyordu. Halkın
kafası da karışmıştı. Fakat sonuçlar çok ilginç oldu. Türk halkı demokrasisine
sahip çıktı. Kutsallarını ayaklar altına almaya çalışanları dışladı. Sorunlara
gerçekçi yaklaşmayanlara bir 5 sene daha bekleme mesajı verdi.
Yaz
ayları bizi ilk defa küresel ısınmayla yüzleştirdi. Kuraklık ayyuka çıktı.
Siyasi iklimin sıcaklığı adeta kaynaklarımızı kuruttu. Önlemler tartışıldı.
Yapay yağmur yağdırılabilir diyen bilim insanlarını gördük. Projeler ardı
ardına üretildi. Seçim meydanlarında tartışma konusu bile oldu.
Sonrasında
Abdullah Gül gecikmeli de olsa Köşk’e çıktı. Her ne kadar kendisinin Dışişleri
Bakan’ı olarak kalması taraftarıydımsa da, bugün yanıldığımı söyleyebilirim. O
ılımlı yaklaşımını hep sürdürdü. Eşinin başörtülü olması sebebiyle
kaynaklanabilecek sorunların hepsine çözümler bularak gerginliğin parçası
olmadı.
Anayasa
tartışmaları başladı. Sonunda 82 anayasasını gömme zamanı yaklaşıyordu.
Darbeler ardından yapılan anayasalardan kurtuluyorduk. 82 Anayasa’sı o kadar
sorunlu ki içinden nasıl anlamı çıkacağı belli değil. Henüz yeni bir anayasaya
kavuşamadıksa da, bu yolda bazı adımlar da atılmadı değil.
2
tane baskınla 30’a yakın evladımızı kaybetmek yasa boğdu ülkeyi. Kan beynimize sıçradı. Lokmalar kursağımızdan
geçmez olmuştu. İktidar ciddi politik manevralar yaptı. Bugüne kadar DTP’yi
savunan AB bile DTP’yi terörizme destek olmaması için uyardı. Dünya kamuoyu
ülkemizin kendisini savunma hakkına sahip olduğunu dünyaya gösterdik.
Siyasi
adımları çok başarılı askeri adımlar izledi. Türk ordusu bir gece ansızın
teröristlerin hiç ummadığı şekilde kandili ve birkaç PKK kampını bombaladı.
Kara kuvvetlerimiz de buna destek oldu. Bu halklarımız için onur verici bir
durum değil. Kahraman askerlerimize bir kez daha teşekkürü borç biliyorum.
2007
benim üzerimde bunları bıraktı. Mutlu yıllar.
Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır