YERELLİKTEN UZAK SEÇİMLER
YERELLİKTEN UZAK YEREL SEÇİMLER
29 Mart seçimlerine 10 gün kaldı. Hemen hemen siyasi partiler ellerinde bulunan imkânları kullanarak propaganda yaptılar. Liderler o şehir senin bu şehir benim demeden dolaştılar, miting yaptılar, esnafın ve vatandaşın arasına karıştılar, bol bol dert dinlediler. Ankara’nın bürokrasi kokan havasından bir nebze de olsa kurtuldular. Anadolu’nun dinamizmiyle, çoğulculuğuyla, farklılıklarıyla buluştular. Bunlar hoş şeyler ama 29 Mart’ta yerel seçimlere gidiyoruz diyemeyiz. Bunun birçok nedeni var. Başlıca sebepleri şöyle sıralayabiliriz: Ergenekon ile toplumun hiç olmadığı kadar kamplaşması, siyasetçilerin kutuplaşma siyaseti gütmesi ve karakterleri ve ülkemizin yönetiminden, medyasına, sivil toplumuna her kademesine işlemiş olan merkeziyetçilik anlayışı.
Ergenekon davası ile ilgili toplumda ciddi bir bölünme yaşanıyor. Bu bölünme toplumu yarı yarıya bölmemiş olsa da toplumun üçte birlik kısmı Ergenekon’a inanmıyor. Davayı bir Amerika & AB kumpası olarak görüyorlar. Bu kesimin siyasi düşünceleri aşikar. Çoğunluğu kendisini ulusalcı, Kemalist olarak tanımlayan ve CHP’ye destek veren bir halk kitlesi. Geriye kalan üçte ikilik muhafazakar kitle Ergenekon’u devletin kirliliklerden temizlenmesi ve geçmiş ile yüzleşme olarak görüyor. Ve bu kitle büyük oranda AKP’yi destekliyor. Baykal’ın davaya avukat olması, ulusalcı medyanın davayı sulandırma çabaları kamplaşmayı körüklüyor. Tüm bunlar CHP-AKP ekseninde bir siyasi çatışmayı doğuruyor. Ve insanlar kamplara bölünüyor. Ergenekon davasına inanmayan bir ulusalcının AK Partili bir belediyenin başarılarını görmesi ya da bir muhafazakarın çalışkan bir CHP’li belediye başkanına oy vermesi pek de sık rastlanan bir durum olmuyor. Tüm bunlar yerel seçimi bir anda genel seçim havasına sokuyor.
Siyasetçiler kutuplaşma noktasında daha duyarlı olmaları gerekirken, ateşe körükle gidiyorlar. Hakkını vermek lazım önceki siyasetçilerimizin. Ülkeyi özellikle 90lı yıllarda bataklığa sürükleseler de, siyasi üslupları asla bu seviyelere düşmemişti. Siyasetçiler mitinglerini yerel sorunlara ayırmak yerine seviyesizce bir üslupla rakiplerini değişik şekillerde nitelendirmeye çalışıyorlar, rakiplerine emirler yardırıyorlar fakat o şehre ait gerçek sorunlardan ya da ülkenin işsizlik gibi kronik sorunlarına pek de zaman harcama ihtiyacı duymuyorlar. Konuşmaları hep aynı kapıya çıkıyor: Laiklik, şeriat tehlikesi, ABD yandaşlığı, vatana ihanet, Ergenekon avukatlığı vb. Bu siyasetçilerin zihninde yerel projelere dair bir şeyler dönüyor mu? Bir şehre seçim otobüsüyle yaklaşırken gerçekten o şehrin sorunları hakkında bilgileri var mı? Bu sorulara evet cevabı vermek istiyoruz, lakin bu siyasetçilerle çok zor.
Aslında yerel seçimlerin yerel seçim gibi geçmemesinin, Türkiye’de yerel olarak adlandırılanların pek de yerel olmamasının nedeni merkeziyetçilik. Merkeziyetçilik her yerde. Siyasetçiler Ankara’ya hapsoluyorlar. Öyleleri var ki seçimden seçime seçmenine uğruyor ve oy istiyor. Bunlar kukla siyasetçileri. Tek yaptıkları meclise girip el kaldırmak. O el kaldırmayı da parti genel başkanlarının isteği yönünde kullanıyorlar. Medyada da durum pek farklı değil. Türkiye’de Avrupa ve Amerika’da olduğu gibi bir yerel medyadan bahsetmek mümkün değil. Los Angeles Times, New York Times gibi nice dünyaya mal olmuş yerel gazeteler mevcut orada. Bizde ise Ankara-İstanbul gazeteleri mevcut. Trabzon’daki bir adamı İstanbul’daki projeler, kazalar ilgilendirmiyor. O gazeteyi elini aldığında kendi sorunlarını görmek istiyor. Fakat gördüğü tek şey Ankara’nın siyaseti ve İstanbul’un sorunları. Yerel medya ulusal medyadan güçlü olmadığı sürece medyanın halkın sorunlarını dillendirmesi beklenemez.
Sonuç adı yerel seçim olan icraatta ise genel seçime dönüşmüş ve mahalli sorunları pek de çözmeye aday olmayan bir seçim geçireceğiz gibi gözüküyor. Düğüm 29 Mart’ta çözülmeyecek aslında. 29 Mart bir başlangıç. Kimin ne olduğunu 29 Mart sonrası 4 yıl boyunca hepimiz göreceğiz.
Yorum (yok) Yorum yaz!